Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Anne ben arabesk oldum..

Hayatımın son on senesi – son üç dört senesi çok değilse de, bir hayalle geçti..hayalini kurdum ilk bi kaç sene, neler olurdu nasıl yaşanırdı, güzel de olurdu diye düşünerek..on senenin sonunda görüyorsun ki, çok yanlış, çok pişmanlık veren bir hayalmiş..İşe yaramaz bir hayale bağlanmışım..tabi belki hayatımdaki boşluklar yüzünden oldu bu ama..çok pişmanım..böylesi hak etmediğim birşeydi..içinde bir hayali bu kadar canlı tutarsan, hayalini kurduğun şeyin aslı sana büyük bir hüsran ve büyük bir kırıklık veriyormuş..yapmamak lazımmış..anlatamıyorsun elbette..ben 10 sene bu hayalle yaşadım, aklımda bi tek bu vardı diyemiyorsun..gülerler be adama..bu kadar salak olunmaz olunmamalı di mi..

Ama ne oldu,dış görünüşüm üzerine yaptığı yorumlar sayesinde..anladım..yanlış, çok yanlış bi yerde olduğumu..çok yanlış şeyler yaptığımı..boşu boşuna beklediğim değeri asla alamayacağım halde..

Aldığım dersler arasında en üst sıraya koyuyorum bunu..Hayatımın Top 10′unda ömür boyu kalacak bir hata..

Ben seçilmem seçerim..

Seçimlerin üstünden bir hafta geçti ama benim içim bir türlü soğumadı..

Adalet denen şeyin Türkiyedeki karşılığının hükümet partisi olduğunu gördüm..Adalet benim..bana konuş dercesine..

Bu ülkede OKS Sınavında, ÖSS Sınavında bile deli gibi güvenlik varken, daha önemli bir şeyde yani seçimde neden hiç güvenlik olmadığını, neden tarafsız ve adil bir seçim ortamının sağlanamadığını düşünür oldum.

Neden sandıkları taşıyan arabaların askeri araç olmadığını düşündüm..

Seçim günü olan elektrik kesintileri için hükümetin kanalı herhangi bir sabotaj belirlenmemiştir derken, diğer bütün kanalların sabotaj olduğunu söylediğini gördüm.

Artık bu ülke için herşeyden ümidimi kesmeye başladığımı gördüm..

Ezan sesli insanların nasıl ülkemizin en önemli mevkilerinde bulunduğuna şaşarak baktım..

Belediye seçimlerinin partilerden bağımsız yapılması gerektiğine inandım..

O kıytırık oy pusulalarına bir tane seri no ya da barkod koymanın ve eksik olanların tespit edilmesinin bu kadar zor olmayacağını düşündüm.

Ankaramın beş sene daha insanlıktan uzak bir ortam olacağına kalıbımı bastım..inandım..

Bir sonraki seçimde oy kullanmamaya karar verdim..Ya yakıyorlar ya çalıyorlar ne de olsa..

Düşüncelerim böyle..bilmem siz de benimle aynı fikirlerde misiniz..

Turgut Uyar

Tanrı sen ne kadar güzelsin
bir hiç olarak
ormansın belki bilmiyorum
belki ormanda bir ağaçsın şuncacık
bir pazartesi günüsün
insanları dupduru edemeyen
bütün karayollarında ve demiryollarında
gider gelirim bütün dünyada
ama biliyorum Kırşehir’de mezarsın
bir kilisesin Kapadokya’da
sözgelimi yumurtada zarsın
ustasın sabahları yapmada
en katı yoklukları koyarak insanın içine
akşamüstlerinde biraz gaddarsın
sular ve zamanlar kararırken

ne yapalım
bari bağışlayalım birbirimizi.

Bu haftasonu neler yaptık..

Başlık biraz Yaz tatilinde neler yaptık tadında olmuş olsa da tam da öyle bir kompozisyonda neler olursa onları anlatacağım işte..

Cumartesi Sabah ha pardon bi diyeceğim daha var, son dönemde hayatımızın içinde bi takım ustalar, mermerciler, duşakabinciler, fayansçılar bilmem neler cirit atıyor..Sabah uyanıp da kazara gözüm açılmamış bi şekilde lavaboya gitmeye kalksaydım duşakabinci amcalara pempe gecelikle günaydın diyecektim..Neyse yatakta gerinerek uyandım 9,15 gibi, keza uyanmamak mümkün değil, o saatlerde birisi siz uyurken gözünüze el feneri tutmuş gibi oluyorsunuz. Odanın içi son derece göz alıcı bi aydınlıkla kaplanıyor..

Neyse işte uyandık ettik kahvaltı yaptım, sonra biraz kitap okudum..Ne mi okudum işte bunu okuyorum..

137820_2

Dostoyevski-Yeraltından Notlar..bir kitap bu kadar uzun zamanda okunamaz..Kaç sayfa biliyor musunuz? 132…ben ki 900 sayfalık romanları iki gecede yutuverirken şu halime bakın..Gerçi biliyorum ki kendimi veremiyorum..Ama güzel bir roman..Başka türlü olamayan bir adamın öyküsü..bu deyim çok hoşuma gidiyor..başka türlü olamamak..bi insan çok iyi gözlem yapıyorsa, odun gibi yaşayanların nasıl öyle olduğunu anlayamaz..ya da biri sürekli insanlara iyilik yapıyorsa diğer türlüsünün nasıl olunduğunu bilmez..başka türlü olamamak tam da bu sıkıntılı durumu anlatıyor..Neyse kitap bi bitsin daha detaylı yazarım..

Sonra kalktım kitabın başından..üstümü başımı giyindim süslendim püslendim, Küçük Tiyatroya saat 3 matinesine yetişmeye..Oyunun adı Köşebaşı..Şöyle ki,

Köşebaşı

Yazan: Ahmet Kutsi Tecer

Yöneten: Leyla Tecer

Dekor Tasarım: Sertel Çetiner

Giysi Tasarım: Sevgi Türkay

Işık Tasarım: Ahmet Karademir

Müzik: Can Atilla

Asistanlar: Yaseri Şahbudak, Murat Öz

Sahne Amiri: Sibel Güvercin

Kondüvit: Bayram Uçar

Işık Kumanda: Memduh Yazar

Suflöz: Emine Başaran Özkan

Projeksiyon Kumanda: Gökhan Yolcu

Dekor Sorumlusu: Sedat Devir

Aksesuar Sorumlusu: Ahmet Ceylan


Rol Dağılımı: (Sahneye çıkış sırası ile)

Münir Canar, Banu Güngör İnal, Celal Murat Usanmaz, Handan Kılıç, Özgür Ertem,

Turgay Kılıç, Volkan Özman, Sanlı Baykent, Can Öztopçu, Didem Uzel,

Okan Şenozan, Mümtaz Aydoğan Mengi, Tolga Çiftçi, Gürkan Görbil, Burak Yıldız,

Savaş Tamer, Deniz Alver Çamlıdağ, Zerrin Çağlar, Refika Özbayer, Orhan Akbıyık,

Orhan Kocabıyık, Bülent Türkmen, Gökberk Eryılmaz, Yaseri Şahbudak,

Acan Ağır Aksoy, Sencer Serta Çakal, Orkide Çivicioğlu, Özcan Pala,

Günaydın Yaltırak, Tuna Erdoğan, Serap Engin, Berivan Özyiğit

Müzisyenler:

Yıldan Dirik, Haluk Derinöz, Özgür Ertem


Özet

Eski Bir İstanbul mahallesinin bir günü. Yirmi dört saat içinde gelişen olaylar aracılığı ile; değişen toplumsal değerler, yaşamdaki acı, tatlı duygular arasında gerçekçi bir anlatımla sahnelenir.


Devlet Tiyatrolarının ilk sahnesi olan “Küçük Tiyatro” ; 1947 yılında perdelerini “KÖŞEBAŞI” oyunuyla açmıştır. İlk Sahnelenişiyle Ankara Devlet Konservatuarı’ nın ilk mezunlarının tanınmasını da sağlayan “KÖŞEBAŞI”, Bugün artık; Türk Tiyatrosu tarihinde, Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu’ nun köşetaşı yapıtlarından biri olarak yerini almıştır.

Güzel bir oyundu..abartmayayım 10 üzerindennn hmm..6,3 verirdim..ne zamandır tiyatroya gitmemişim çok çok çok özlemişim gerçekten..

Tiyatrodan çıktım e biraz da kültürel faaliyetlerden başımızı kaldıralım da alışverişe zaman harcayalım değil mi ama..Biraz alışveriş yaptık kuzenim annem ben..Eve geldik, kuzenimle dertleşme faslı..karşılıklı biraz ağlaştık..terapiyi de öle geçirdik..ardından istiklal marşı ve kapanıış..

Pazar günü aynı saatlerde gözümü açtım..pazar günü “gelecek ay kendime koyu renk perdeler almalıyım” diyerek başladı..Yatak keyfi yaptım biraz..elde kitap kafada başka düşünceler filan..hamsterım az ilerde tırıl tırıl tekerleğinde dönerken ben içimden “nolur nolur nolur nolur nolur nolur nolur nolur nolur nolur” diyordum..elimdeki kitaptan zerre bişey anlamayarak..lütfen..tekrar söylüyorum..lütfen allahım lütfen..

Kalktım kahvaltımı ettim kuzen kurstan geldi..onu da aldım aylardır görmediğim bi arkadaşımı görmek üzere yağmurlu ve nergis kokulu bir günde Kızılaya doğru yola çıktım..Uzun zamandır görüşmemiştik hakikaten..dertleştik güldük eğlendik falan filan..sonra eve döndüm..annemle ve tabi kuzenle beraber Atatürk Kültür Merkezindeki Sevgililer günü Fuarına gittik..orda da bayaa bi zaman geçirdikten sonra döndük..bayağı yoğun bi hafta sonuydu..

Nasıl bir şarkı bu..ne biçim sözler bunlar yaa..

Offffff…

Salağım Ben salak..

Eski Gönderiler »